Place 4 Hardcore Gamers

1 Temmuz 2008 Salı

Haze

Ubisoft’un uzun zamandır beklenen ve nihayet piyasaya sürülen oyunu Haze’i masaya yatırdık. Bakalım beklediğimize ne kadar değmiş? İnceleme yazımıza buyrun.




ÖYKÜ:
Oyunumuz 2048 yılında geçiyor. Mantel isimli şirket gerek teknoloji ve bilişim, gerekse ilaç sanayi olmak üzere tüm dünyada hakimiyet kurmuş bulunmaktadır. Aynı zamanda kendisine ait özel bir ordusu da olan Mantel, medyası aracılığıyla dünya üzerinde yaşayan insanları daha yüksek bir refah seviyesine ulaştıracağının propogandasını sürekli yapmakta ve kendisinin kurtuluş için tek çözüm olduğunu ileri sürmektedir. Mantel, ürettiği “Nectar (Nova-Keto-Thyrazine)” adı verilen ilaç sayesinde, içildiği zaman geçici bir süre de olsa insanların dayanıklılık, hız, zeka, algılama kapasitesi gibi temel özellikler ve yetilerini arttıran bir formül de keşfetmiştir. Ancak Nectar’ın askerle üzerinde hallusinasyon başta olmak üzere bir takım yan etkileri de yok değildir. Yine de, Nectar sayesinde de ordusunu büyük bir ezici güç olarak kullanmakta ve dünya üzerindeki Mantel hakimiyetine karşı çıkan isyancıları bu büyük güçle bastırmaktadır.

Haze’e Shane Carpenter isminde genç bir Mantel askerini yöneterek başlıyoruz. Amacımız ise ekibimizle birlikte Gabriel “Skin Coat” Marino isimli bir elebaşının yönettiği isyancı birliği “The Promise Hand”i ortadan kaldırmak… İlk başlarda Shane’e vatani bir görev gibi gelen ve kutsal duygularla bağlandığı bu operasyon ilerledikçe, genç Shane, Nectar’ın yan etkilerini daha iyi anlamaya başlayacak ve kendisini bekleyen korkunç sondan kurtulmanın tek çözümünün Marino’nun saflarında yer almak olduğunu anlayacaktır.

OYUN:
Üssümüzdeki askerlerle yaptığımız kısa bir konuşmadan sonra oyuna geçiyoruz. Hemen akabinde de HAZE’in bir olumluya bir de olumsuza doğru sürekli akıp giden değişken dünyasına geçiş yapmış oluyoruz.

Adet olduğu üzere önce grafiklerden başlayalım. Bir bakıyoruz, oyundaki karakterlerin yüz hatları inanılmaz ölçüde detaylı. Alışkın olduğumuz göz kırpma da ya gülme gibi aksiyonlardan bahsetmiyorum. Karakterlerin yüzlerindeki çizgiler gibi son derece gerçekçi ve esnek bir biçimde hazırlanmış. Karşımızdaki kişinin yüzünün gerilmesinden ya da ses tonunu değişmesinden nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunu hemen anlayabiliyoruz. Diğer taraftan, karakterlerin kıyafetleri (zırhları) ve genel mekan modellemeleri pek de göz alıcı durmuyor. Açıkçası Halo, Crysis gibi oyunları kendine örnek aldığı belli olan HAZE, karakterlerin yüz hatları haricinde, genel modellemelerde biraz sönük kalıyor.

Aslında HAZE’de en hoşuma giden özellik savaş alanlarının (battle areas) son derece büyük olarak dizayn edilmesi oldu. İster bir balta girmemiş ormanda (jungle), isterse büyük bir fabrikada olun, tüm mekanlar genelde geniş ve ferah olarak tasarlanmış. Bu da oyuncunun hareket kabiliyetini arttırıyor ve sıkılma faktörünü azaltıyor şüphesiz. Gelgelelim, Call of Juarez’deki (maalesef PS3′te göremedik kendisini :() muhteşem orman modellemesinde sonra, nasıl oluyor da Ubisoft programcıları böylesine basit bir jungle atmosferini çok da iddialı oldukları HAZE’e uyarlayabiliyorlar?… İşte bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

OYNANIŞ:
HAZE genelllikle squad-based FPS dediğimiz “ekip tabanlı FPS” şeklinde oynanıyor. Yani etrafımıza bizimle birlikte savaşan arkadaşlarımız var ve operasyonlarımızı onlarla birlikte gerçekleştiriyoruz. Lakin, zaman zaman tek başına oynamamız gereken yerler de var. Yine de, bu bölümlerde bile daha sonradan ekibimiz geliyor ve bize destek oluyorlar. “BOOSH!” ise en çok kullandıkları slogan. :)

Nectar ise oyundaki kilit isim aslında. Bu ilacı “L2″ye basarak kullanabiliyoruz. Kullanmadığımız zaman kendi kendine şarj(!) oluyor. Ekranın sol alt kısmındaki gösterge kanımızdaki nectar miktarını gösteriyor. Bu miktar ne kadar yüksekse adamımız o kadar isabetli atışlar yapabiliyor, o kadar hızlı oluyor ve düşman askerlerini rahatlıkla tespit edebiliyor. Zaten, nectar’ı alınca farkedeceksiniz, düşman askerleri sarı renkli olarak parlamaya başlayacak. İşte o zaman olanların size karşı pek bir şansları da kalmayacak. Yalnız dikkat edin, nectar’ı fazla alırsanız eğer, bu sefer de kendi arkadaşlarınızı düşman askerleriyle karıştırmanız da olası… Onları vurmak istemiyorsanız, nectar’ı kanınızdan tamamen çıkana kadar bir daha kullanmayın. Yanınızda en fazla 6 şişe nectar taşıyabiliyorsunuz, azalması halinde de takım arkadaşlarınızın yanına gidip “Kare” tuşuna basarak onlardan nectar transfer edebilirsiniz. Her halikarda, ne kadar az nectar kullanırsanız kullanın, zamanla yan etkilerini görmeye başlayacaksınız. Halüsinasyonlar peşinizi bırakmayacak, etrafa istem dışı olarak deli gibi ateş etmeye başlayacak ve belki de kendinize zarar vermeye kalkışacaksınız. İşte bu aşamada, oyun sizin için farklı bir hal almaya başlayacak ve kaderinize kendiniz karar vermek durumunda kalacaksınız.

Oyunda son zamanlarda FPS’lerde iyice moda olan araç kullanma aksiyonunu da gerçekleştirebiliyoruz. MantelNav adı verilen hafif zırhlı personel taşıyıcımız emrimize amade. Üstelik turbosu bile var. X tuşu sayesinde turboyu kullanıp yüksek hız yapabiliriz. Ubisoft’çular sanırım burada Motorstorm’dan esinlenme yapmışlar, çünkü MantelNav’ı kullandığınız bölümlerin çoğu bize Motorstorm pistlerini(!) hatırlatıyor. HAZE’in artılarından birinin araç modellemelerinin ve kullanılış şekillerinin başarılı şekilde programlanması olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Silahlarımızı ise HAZE’in artılarından birini oluşturuyor. Makineleri tüfek modellemeleri başarılı, ateş gücü ise son derece yüksek. Alev makinası kullanabilmek de bir diğer artı özellik. Yanlız, alev efektleri maalesef başarılı bir biçimde yapılmamış.

HAZE’i split-screen’de (bölünmüş ekran) ya da online olarak co-op mode’da 4′er kişi olarak oynayabiliyoruz. PSN üzerinden oynadığımız online oyunda 16 kişiye kadar takımlar kurabiliyoruz.

YAPAY ZEKA:
HAZE’deki yapay zeka için kesin bir şey söylemek mümkün değil, çünkü -belki şaşıracaksınız ama- oyundaki yapay zeka sürekli bir değişim halinde! Yani, bir bakıyoruz sadece siper alarak değil, yana doğru savrularak, hatta parende atarak size saldırabilen düşman askeri, bir bakmışız ki çatışmanın ortasında size sırtını dönüverebiliyor! “Gel de vur beni!” dermiş gibi… :) Ama başta dediğim gibi, bazen de oyundan aldığımız keyfi arttırıcı A.I. (Artificial Intelligence - Yapay Zeka) örnekleri bulmakta zor olmayabiliyor. Bu nedenle yapay zekaya not vermekte bayağı bir zorlandığımı belirtmek istiyorum. :D

SONUÇ:
HAZE’i bekledik, o bizi bekledi. Sonunda çıktı. Pozitif tarafları var, negatif tarafları var. Karar ise sevgili okuyucularımızın. PlayStation 3′ün 2008 yılı exclusive’i HAZE hiç bir zaman bir Half-Life, bir Bioshock (PS3′e geliyoooo, yaşasın!), bir Halo vs. olamaz. Ama eksilerinin yanında, artılarıyla da oynananabilecek bir oyun. PS3′te uzun zamandır bu tarz oyun oynamayan FPS fanatiklere hitap edebilir, ama “sakın ha sakın bir şaheser beklemeyin” derim.

HAZE (PS3 - 2008)
Yapımcı: Ubisoft
Esrb: +16

Artıları: + Nectar sayesinde oyuna katılan hareketli ortam,
+ Kullandığımız silahların oyuna kattığı haz duygusu,

Eksileri: - Değişken yapay zeka,
- Grafiklerdeki özensiz unsurlar,
- Ses efektlerini yetersiz oluşu,
- Kısa bir oyun olması

Değerlendirme:
Grafik: 70
Ses, Müzik, Efekt: 55
Oynanış: 80
Atmosfer: 75
Yapay Zeka: 65
Genel: 65

0 yorum: